Sunday, December 28, 2008

White Night Prince

He was watching the quiet, unmanned street through the window with his arms folded. She was watching him from a distance with a gentle look on her face. It's been snowing for hours, city was sparkling under the street lights, everything was white, everything was silent... Serenity covered the roads. It was a night that may lead you to despair... Too white that may pull you to its dark chambers of loneliness... She had never been able to get rid of the contradictory bitter-sweetness of these peaceful nights. Then, he turned to her, his eyes beaming, and said, "Hey baby, let's go out for a walk, it's so beautiful out there!!" She looked at him, happiness and gratitude melted her heart... She wondered, where he has been all those years, all those lonely nights... She smiled.

Monday, December 22, 2008

Nothing ever changes...

10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1!!!!! Happy New Year!!!
Everybody now, once more!!! 365, 364, 363, 362...

Sunday, December 7, 2008

2 ve 9

2, 9, 20+9, 30-1... 29... Yok ya?! Çok yaa...

Destroyed

It's all in my mind... not in your words, not in your eyes, not in your acts. You're my making. I created you... And I can destroy you! I AM DONE!

Thursday, November 20, 2008

Kafesteki Özgür Kuşlar

Gökyüzünde uçuyoruz... Kızıl-mavi bir huzur var içimde, yumuşak bulutlara dalmışım gidiyorum. Dev bir kuşun sırtına binmiş hayal kahramanları gibi mutluluktan saçlarım uçuşuyor. İki güçlü kartal bana eşlik ediyor, uzaklara uçuyoruz, ülkeler geçiyoruz... Yükseklik huzur veriyor bana. Boşlukta asılı olmak insanın içini boşaltıyor... Dev bir kafesin içindeyim halbuki, her yer kapalı... Öğrendim ki kendi iradenle girdiğin kafes hapsetmiyormuş seni. Öyle özgürüm ki!

Wednesday, November 19, 2008

Siyah-beyazla Beyaz-siyahın karşılaşması

Siyah-beyazla Beyaz-siyah bir gün karşı karşıya gelmiş... Domino taşları gibi iki parçalı, birinin üstü siyah, birinin altı... ikisi de kendinden emin, ikisi de dediğim dedik. Siyah-beyaz'ın siyahı Beyaz-siyah'ın beyazına "Haklı olan benim ama sen dediklerimi hiç kabul etmiyorsun, seninle siyahla beyaz kadar farklıyız, asla uyuşamayız," demiş. Beyaz-siyahın beyazı da Siyah-beyaz'ın siyahına "Asıl sen benim dediklerini asla kabul etmiyorsun, tutturdun mu tutturuyorsun, hiç beni dinlemiyorsun, ben haklıyım" demiş. Kimse başını önüne eğip düşünmemiş... Kimse içine dönüp baktığında kendi siyahlarıyla beyazlarını göreceğini bilememiş...


Thursday, June 19, 2008

Un Million de Mètres

Je sais... je sais que ça ne pourra jamais se produire...
De te regarder dans les yeux pour attendrir ton cœur,
De toucher ta peau douce qui sent comme l'abricot,
De m’évanouir dans tes bras, de sentir ton odeur.
Tu es à un million de mètres de moi, mon amour...

Je cache mes sentiments comme un clown triste et bizarre,
Je les cache sous mes bijoux chic et mes vêtements,
Comme un passe-partout, tu ouvres mon cœur, je le crains...
Comme un voleur qui en veut à mes rubis et diamant,
Un million de mètres me protègerons de tes mains.

C’est assez! Mon cœur ne peut plus accepter t’absence,
Je ne croire pas que nous soyons deux étrangers distants,
Mon amour pour toi s’insurge, comme un bachi-bouzouk,
Je veux juste que tu sois à moi, tout le temps, toujours...
Tu es à un million de mètres de moi, mon amour...

Viens, viens... Serre-moi... Je ne peux plus respirer sans toi,
Tiens mes mains... Valsons, valsons jusqu’a ce que tu m’enivres,
Je sais.... Je sais dorénavant ça peut se produire...
Je t’aime! Je t’aime... Je te le dis et le redis...
J’ai un million de roses amoureuses à t’offrir...

Oya

Wednesday, June 18, 2008

Hide & Seek

If you are at a stage of your life where you are being the last person to call, last person to recall, last person to invite, last person to unite, last person to miss, last person to kiss, last person to think, last person to drink with, last person to whisper, last person to answer, last person to love and last person for all above... which is the right solution to that? Hide or Seek...

Monday, February 25, 2008

Kimmiş o kız?

Bir varmış bir yokmuş... Küçük bir kız varmış. Güzelmiş, minikmiş... domatesli pilavı sevmezmiş. İp atlar yorulmaz, oynamaktan sıkılmazmış... Üzülür göstermez, hasta olur sesi çıkmazmış... Uyanıkken etrafındaki kötü şeyleri fark etmez ama sonra geceleri kabus görürmüş... Mutluyum sanırmış... kandırırmış kendini...

Sonra büyümüş küçük kız... bir varmış bir yokmuş... domatesli pilavı sevmezmiş. Tanımış kendini, öğrenmiş hayatı ama değişmemiş huyu suyu. Gezer tozar yorulmaz, konuşmaktan sıkılmaz, çalışmaktan gocunmazmış... Üzülür göstermez, hasta olur sesi çıkmazmış... Nesi var anlamaz, bakarmış ellerine; kim yedi bu tırnakları? Koparırmış bir anda çıkan beyaz saçları, koparırmış kanıtları... Geceleri gördüğü kabusları, unuttururmuş sabahın ilk ışıkları... İyiyim ben dermiş soranlara... Mutluyum sanırmış... kandıramazmış kendini...

İşte cevap...

Kediysem sobamı, kuşsam yuvamı, soruysam cevabımı, topraksam suyumu, renksem boyamı, gölgeysem ışığımı, yoksam varımı, sessem notamı, hapissem anahtarımı, bebeksem sütümü, sağsam solumu, zorsam kolayımı, günsem gecemi, yarımsam tamımı istiyorum... işte tek istediğim bu... bana cevap, bütünlük... bana cevap, huzur...